Son Dakika >> Gazete >> Milli


Türkiye’nin Gündemi: Saadet, Saadet’in Gündemi: Türkiye


Link [2022-10-29 04:32:35]



Saadet Saadet Partisi’nin kongresi var. Hayırlara vesile olması dileklerimizle, “Seçim, seçmen, seçilen” üzerine söylenmiş sözlerden, izahlardan kayıtlara geçmiş olanını, her lüzum gördüğünde nakleden Mahmut Toptaş Hocamızı örnek alarak biz de burada tekrarlayalım. (08.11.2005 – Nasılsanız öyle idare olunursunuz.) Meclis-i Mebusan’ın 3’üncü dönemi. Yıl 1324. Miladi takvimin 1908. yılı.Hakkari’den Bağımsız Van Mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a seçilen Seyyid Taha Efendi’yi uğurlamaya gelenler, bir siyasi konuşma yapmasını isterler. “Benim söyleyeceğim basit” diyor Taha Efendi. “Siz bizi intihap ettiniz. Siz müntehipsiniz (seçmen), biz müntehap (seçilen)... İntihap kelimesinin aslı nuhbe’dir. Nuhbe, kaymak demektir. Onun için yoğurt hangi çeşittense, kaymak da o çeşitten olur!..” Deve tellal iken ya da davetiyeler özel AKP iktidarının düzenlediği ve “Asırlık hamleler hayata geçecek” sloganıyla duyurulan “Türkiye Yüzyılı” programına, bugüne kadar davet görmemiş gazetecilerin de çağırılmasını medya, “Muhalif gazeteci adımı”, başlığı altında duyurdu. 12 Eylül’cülerin icraatlarını yazmakla görevlendirilen ve her çağrıldıklarında hazır olan “Akredite gazeteci” ünvanlılarımıza, yüzyıla sahip çıkacak Türkiye tam hazırlanıyorken eklenen, “Davetli muhalif gazeteci” sıfatlı kıymetlilerimizle zenginleşiyor basın–yayın dünyamız ve siyaset literatürümüz. “Köşesinde gereğini yapan Ahmet bey” tanımıyla öncülüğü tescillenen devşirmeyi ve adaylık peşindekilere örneklenen gazetecilerimizin iki haftadır yazıp çizdiklerini okumaktan gına getirenlere “Gazetecilik önemli meslektir” kıyağı da sayılabilir AKP’nin bu daveti. Yaparsa, AKP yapar, sloganına bir daveti, bu kadar uygun düşürmek için 20 yıl beklenmiş; ne gam..“Önemli bir gelişme” olarak kabul etmiş yukarıya yeni sıfatını yazarak bahse konu ettiğimiz devşirme gazeteci. (Hürriyet Gazetesi – Ahmet Hakan – Muhalif gazetecilerin AK Parti toplantısına davet edilmesi – 25.10.2022) Önemli bir gelişmenin ancak şimdi yaşanmasıyla, geçen 20 yılı, anlatmış o ünlü isim. Okuyunuz.. “Bu çarpık düzeni, bu feci anomaliyi, bu garip durumu, bu vahim garabeti, bu kahrolası statükoyu sarsacak çok önemli bir gelişme yaşandı dün.” Çarpık düzen, feci anomali, garip durum, vahim garabet, kahrolası statüko...Düşünce üretemiyoruz diyen AKP yöneticisi Sayın Mahir Ünal yaşarken olmuş bunlar; son 20 yılda.“Bizim gibi arada kalanlar ya da arada kalmaya özen gösterenler ise her gün sopa yiyor.” “Köşesinde gereğini yapan Ahmet bey” olmak rahatsızlığının ve o aferini hazmetmemenin itirafıdır bu cümle. Arada kalmak ayrıca, Anadolu kadınlarının ağzında bir bedduadır. Hiçbir erkeğin ya da kadının duymak istemediği “Arada kalasın” ilencini adlarına ulamanın zevki, hazzı da varmış yandaşlıkta; öğrendik.. Bir iktidarın 20’nci yılında bir davet konuşuluyorsa, adına muhalif gazetecilere atılan adım deniliyorsa, o ülkede medya tükenmişlik yaşıyor demektir. “AK Parti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cuma günü ‘Türkiye Yüzyılı’ programının açıklanacağı toplantıya CHP’li gazetecileri de çağırmış.” Daveti böyle duyurmuş yandaş sıfatıyla anılan gazetecilerden biri köşesindeki yazının ilk cümlesinde. (Sabah Gazetesi – 26.10.222 – Vah vah, İsmail şimdi ne yapsın? Melih Altınok)Üslupta kına çiçekleri... Olacak şey mi bu? Ne yapmak istiyorlar? Eşyanın tabiatına aykırı bir durum var.Ayrı yazılan ve sözlüklerde “dahi” manası verilen “De”, başka bir köşenin yazımında kuyunun dibini böyle işaretlemiş midir acaba? Gerçi ikinci mesajı daha var bu köşe yazısı girişinin. Köşesinde gereğini yapanlar listesinde bizim adımız da olmalı. Böyle diyor, ele geçirdiği muhalif davetliler adını boks torbası yapan gazeteci çocuğumuz.Nasıl gazeteci olunacağı iddialarını da, kınamasını hissettiren girişin yapıldığı bitiş cümlelerinden aldık.“Hepsini geçtim, siz kendinizi ne kadar önemsiyorsunuz arkadaş?Gitseniz ne yazar, gitmeseniz ne yazar.” 20 yılda bir kere davet edilmekle, önemsenildiğini sananların, “sanı”larına da hükmetmek... Bu ne şiddet, bu ne celal? “Doktorlar ne yersen ye dedi” muradını mı alıyorlar, yoksa sayın Erdoğan’ın ‘’Sen kimsin’’ hitabına uyum derdindeler mi? “Gitseniz ne yazar, gitmeseniz ne yazar.”AKP davetlilerine yandaşları böyle yazar. -BANA DERLER MURAT!-HANGİ MURAT?-KUMKAPILI KELLECİ MURAT! (Devlet Tiyatrosu-IV.Murat oyunundan)“Bay Kemal, senin nasıl bir devrimci olduğunu bilmiyorum ama ben muhafazakar bir devrimciyim.”AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, kendini mukayeseli anlattığı son konuşmalarının birinde geçen bu “Muhafazakar devrimci” tanımını “Statükoyu hallaç pamuğu gibi atmak” ve “Yeni seçim mottosu” saymak gibi sloganvari icatların ötesinde pazarlayan bir iz aradım bir kaç gündür gazetelerinde. Nutuklarının selülozlara yansıması yirmibin sayfadan fazla olduğu resmen bildirilen Sayın Erdoğan, neden yeni ve değişik bir sıfatla anılmak ihtiyacı hissetmişti? Mesela merhum Ecevit’in çok sonra “Karaoğlan” olmasına benzer bir ivme miydi yakalamak istediği? 2002’den beri kazandığı hiç bir seçimin meydanında sahip çıkılmış bu veya benzeri bir sıfatın olmamasının bedelinin ağırlığından mı, yoksa yeni bir imajla yorgunluğu dinlendirme maksatlı mıdır, söz yazıcıların bu son gayretleri; cevap bulmak zor. Partilerinin “Demokrat” isminden türeyen ve Anadolu insanının gözüne, kulağına, hayaline ve emeğine hitap eden “Demir Kırat”ın benimsenmesi, kalemşorların gücünü çok aşan bir destandı. Sonraki sağ partilerden hiç biri ne adlarıyla ne de sloganlarıyla Demir Kırat tamlamasının sahiplenilme gücüne erişemediler. Geçmişi sol’a tescilli “Devrimci” tanımından medet ummak, beraber çıkılan yollarda şarkılar söylenerek mücadele edilenlerin kazanılmasına yönelik değilse, hanedekilere hangi aşkı, hangi şevki vermesi bekleniyor? Birkaç yıl önce bir yandaş yazarın “Ortodoks Müslüman” icadı tüylerimizi diken diken etmişti. Rusya yıkıldıktan ve dünya haritası değiştikten sonra, “Sol”umuzun dahi miadını doldurduğuna inanıp nostaljik takılmaların ötesinde pek kullanmadığı –Altı Ok’tan biri olmayı hep sürdürecek– devrimci kelimesini, muhafazakarlıkla cilalayarak yürürlüğe sokmanın değişim ve yenilik sağlayacağını hesaplayanların, neden daha önce değil sorusuna da bir cevapları olmalıdır. “Bay Kemal, senin nasıl bir devrimci olduğunu bilmiyorum.”Devrimciliği peşinen kabul edilen ve fakat nasıllığı meçhul bir siyasi rakip, bir siyasi muhatap Bay Kemal.“Muhafazakar devrimci” olduğunu ilan eden Sayın Erdoğan’ın handikapı, devrimciliğinin türünü bilemediği Bay Kemal mi, lojistik destekçi söz yazıcıları mı? ‘’Akıl olmazların zoru içinde/Üst üste sorular soru içinde’’ demişti rahmetli üstad Necip Fazıl. Hatırladık işte. “Sol”un sahip çıktıklarına harf değişiklikleriyle benzerlik üreten –DİSK/MİSK örneği - “Sağ’’ın, 12 Eylül’den sonra şahsiyetinin peşine düştüğüne inanmıştık halbuki. Milliyetçi toplumcu yazarlar ve milliyetçi toplumcu sosyoloji tezleri unutulmuşken ve seçmenlerin en muhafazakarı CHP’de iken, “Muhafazakar devrimci” olmak, gereğini yapmaya ayarlı birkaç köşe yazarından öte, milletimizin hangi tarafına, ne anlatacak?Bay Kemal’in söz yazıcıları da Sayın Erdoğan’ın bu tarifinden sonra, şöyle bir karşılık üretseler ne olur?“Sayın Erdoğan’ın fikri yarısı bize geldi.” Ilımlı İslamcı, merkez sağcı, liberal, konjonktürel, –ki FETÖ resimli milletvekilleri savunmalarını konjonktür gereği diye yapmışlardı– Anadolu ihtilalcisi ve muhafazakar demokrat tanımlarıyla propaganda edilmiş bir AKP’yi bundan sonra “Muhafazakar devrimci” yapmanın, bazı bilim insanlarınca “Başarılı bir icat” olduğu ilanını da yazdı gazeteler. Aklına mukayyet olsun insanımız. “Devrim” otomobilinin mucidi rahmetli Erbakan’ın “Devrimci” olmadığı bir Türkiye’de bugünlerde yaşanıyor ve yazılıyor bu mevzuu tüm teferruatıyla. Yorum sizin!



Çok Okunanlar

2024-09-22 00:29:16